23 Aralık 2014 Salı

Dört Senedir Çektiğim Bu Çile Bitmeli!

Dört Senedir Çektiğim Bu Çile Bitmeli!

“Ben aslında tıp istiyordum,” diyerek söze başlamak isterdim ama kesinlikle böyle bir şey yok. Daha öncede dediğim gibi annemin istekleri ve yönlendirmeleriyle Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü seçtim şu an öğretmen vasfına erişebilmek için hafta sonraları bile derse giriyorum. Formasyon adını verdikleri o saçma belgeyi alabilmek için canla başla koşuşturuyorum. Sonucunda ne olacak…
Atanamayan öğretmenler arasına katılacağım! Olsun maksat sayıları artsın ortam şenlensin!

Bu belgeyi de annemin sonsuz arzularını dindirebilmek için alıyorum zira benim öğretmen olabileceğime dair bir umudum yok ama o gördüğü rüyalardan ve baktırdığı fallardan yola çıkarak buna büyük bir inançla sarılıyor. Kpss denen o sınavda başarılı olabilir miyim Allah bilir ama şu sisteme ve Türkiye’nin haline bakınca insanın hayalleri hep kısa mesafeli koşular gibi nefes kesici ve aniden biten bir şey oldu.
Bakalım koşuyoruz ama bitiş çizgisinde elimize ne verirler bilmiyorum…
Çoğu insan üniversite okumak için yanıp tutuşurken ben neden bitmesi için her gün dua ediyorum? Sorun bende mi yoksa üniversitede mi hâlâ karar verebilmiş değilim. Beni zorlayan dil dersleri de sanırım hayattan soğumama neden olan bir başka şey! Yaklaşık olarak seksen sekiz tane dil görüyoruz! İşe yaramayan kullanılmayan diller! Ve ben yabancı dil öğrenme konusunda çok ama çok başarılıyım!!!

Eğer okulum uzarsa tüm şehirde koşarak ağlayabilir ve bu dil dersi hocalarının paçalarına yapışabilirim. Ama adamların bana gülerek burun kıvıracaklarını şimdiden görebiliyorum. Çünkü ben onların gözünde başarısız bir böcekten başka bir şey değilim.
 Doğrusu kalmak veya geçmek aslında çok da önemli değil, bu devirde herkes okulunu uzatıyor ama memleketim ve okulum arasında on dört saatlik bir mesafe olunca insan Allah’a koşmak ve onun huzuruna sarılmak istiyor. O koltuklar insanda popo kemiklerinin içeri kıvrılmasına ve uzun süreli hissizleşmeye neden oluyor. Eeee bir de yanınızda kilolu bir abla varsa ayağa kalkan ruhun göbek atarken gözyaşları dökmeye başlıyor.
Sıla’nın da şarkısında dediği gibi bende artık “bitse de gitsek…” diyorum…

Çok büyük umutlarla geldiğim bu yerde yüzüm ne arkadaş ortamımdan yana güldü ne de okuldan yana! Kırk kız ve sekiz erkeğin olduğu bir ortamda huzur aramak çölde su aramak gibi çünkü sizlerde tahmin edersiniz ki dişi bireylerin fazla olduğu yerde huzur ve mutluluk yoktur. Kıskançlık, hırs, başarıya ulaşmak için tırnak bilemek, dedikodu…
Osmanlı kadınlar yüzünden çöktü, Truva savaşı bir kadın uğruna çıktı, Çinli kadınlar Türk yöneticilerini vahşi cazibeleriyle etkileyip nalları dikmelerine neden oldular… Görüyorsunuz ya biz kadınlar aslında çok ama çok feci canlılarız…
Erkeklerin ne kadar masum yaratıklar olduğunu bu dört senede çok daha iyi anlamış oldum. Yani üniversiteden bana kalan belli başlı birkaç şey oldu…
1. Kızlardan uzak duracak ve onlarla hiçbir şeyini paylaşmayacaksın.
2. Üniversitede gerçek arkadaşlık diye bir şey olmaması.
3. Samimi ve yakın  bulduğun arkadaşlarının hep başka bölümlerden ve bölgelerden olması
4. Yurt arkadaşlarının, sınıf arkadaşlarından bir sıfır önde olması
5. Erkek arkadaşlarından bir zarar gelmeyeceği (bazı durumlarda bu tabii ki değişebilir)
6. Ailenin önemi ve annenizin burnunda tüten kokusu ve içinizi ısıtan sıcaklığının özlemi
7. Paranın ne kadar önemli bir şey olduğunu anlıyor ve elinde kalan bir yeni Türk lirasına altınmış gibi bakıyorsun.
Okumak gerçekten çok zor bir şey ve istemediğin bir okulda, istemediğin bir bölümde okumak ise bunun on katı kadar daha fazla zor…
Çoğu zaman koşarak kaçmak isteseniz de ailenizin size verdiği emeğin karşılığını vermek zorunda olduğunuzu hatırlayıp olduğunuz yere siniyor ve durumu kabulleniyorsunuz. Allah’a şükürler olsun ki bu sene bu eziyet bitiyor ama kafamın yanmak üzere olduğunu hissedebiliyorum ve beynim isyana gelip “artık başka bir şey yükleme daha fazla ezberle” diye yalvardığını duyabiliyorum.
Ve şunu diyerek gidiyorum!
Üniversiteyi Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de ya da Eskişehir’de okuyun!
Okuyun sonra işe girin sonra evlenin sonra çocuk doğurun ve ölün… Hayat çok acımasız ve zaman hızla geçiyor ben yine bunalım moduna girmeye başladım…

Evet bu sefer gidiyorum!

21 Aralık 2014 Pazar



Sonunda Başardım Benim Güzel ve Tatlı Anacım  :) 

Ben ona komutanım diyorum bazende "Rambo Anne"  evdeki her şey ondan sorulur emirler yağdırır ve dediklerinde asla yanılmaz yani o herkese ne gerekiyorsa onu söyler ve onu yaptırır. Buna babam bile razı olmuşken ben nasıl isyan edebilirdim ki :)

Çocukluğuma inip sizleri bunalıma ya da kahkaha tufanına sokmak istemiyorum :) Karadeniz ailesi nasıl sıkıcı olabilir ki? Herkesin kendine göre bir mizah anlayışı vardır ve hepsi bir araya toplandığında bir komedi programı izliyormuş gibi olursunuz :)

Çocukluğuma inmeyecektim değil mi?

Yazma konusuna gelirsek her şey liseyi kazandığımda matematik kafasına sahip olmadığımı anladığımda ortaya çıkmıştı. Soru çözemiyorsam yazmalı ve okumalıyım demiştim. Ve dediğim gibi de yaptım ama annem her zaman olduğu gibi bu sefer de yaptığımdan memnun değildi. Kadın bir mühendis ya da doktor bekliyordu ama yapabileceğim bunların altında kalacaktı ve ben bunu çoktan kabullenmiştim ve annemde liseyi bitirdiğimde bunu kabullenmiş gibi görünüyordu.

Puanlar elimize ulaştığında ve tercih listesini elimize aldığımızda annemin dediği tek şey...
"Bir bayana yakışan en güzel meslek öğretmenliktir kızım," demişti çünkü öğretmenlikten başka bir şey için puanım yeterli değildi. Ve o güzel kadın beni hem üzüyor hem de kahkahalara boğuyordu.

Ve  bende onun dediğini yaptım "Türk Dili ve Edebiyatı" öğretmeni olacağım. Okuduğum bölümün yazmama bir etkisi oldu mu derseniz kesinlikle olmadı. Bu bölüm tam bir eziyet dostum! Allah'ım herkesi edebiyattan korusun demek istiyorum çoğu zaman, sanırım çok yoruldum ve beynim yanmaya başladı.

Her neyse konu annem ve bana gelirse o her zaman benim bir işi başarıp devam ettiremeyeceğime inanmıştır ve bence kesinlikle haklı nedenleri var. Kilo verip fit olacağım diye yüzlerce kez kendime sözler vermiş olsam da bunu asla başaramadım. Bir hevesle aldığım onlarca test kitaplarını asla bitiremedim. İngilizce öğreneceğim dedim hâlâ derdimi anlatacak kadar bilmekten öteye gidemedim :D 
Anneler evlatlarını her zaman çok iyi tanır.

Birgün annemin karşısına geçip ciddi konuşmaya çalıştığım o an yine beni yerin dibine sokmaktan geri durmamış silahında ki tüm mermileri kullanmıştı. 

Ama ben hayatımda gerçekten ilk defa bir şeyi istiyordum, senelerdir yazıyordum artık kendime güvenmeye başlamıştım, yazdıklarımı seven beni takip eden, takdir eden insanlar vardı... Ama sadece annem bana inanmıyor ve kitap hayalimin sadece bir hayal olarak kalacağını söylüyordu. Emekli çocuğuydum ondan para isteyemez hayallerime koşamazdım çünkü o para denen şey bizde yoktu :) İşte bu yüzden bekledim...

Yazdım... Biraz daha yazdım... Gün geçtikçe daha iyi yazdığıma inandım...

Ve bir gün sevdiğim ve bana inanan güzel insana açıldım... "Böyle böyle bir durum var bana bir  şans verir verir misin?" dedim. Sözlerimi ikiletmedi bile bu güzel insan... 

"Sana söz veriyorum kitabını ellerinde tutacaksın, ben sana inanıyorum ve güveniyorum," dediğinde en yakın camdan atlamak istedim ama yapamadım çünkü her şey daha yeni başlamıştı. 

Anneme koştum ve durumu anlattım ve onun verdiği ilk tepki...
"Kitabı elimde görmeden hiçbir şeye inanmam kızım," demişti. 
Haklıydı da Allah hiçbir zaman bizim yüzümüze gülmemişti ve bu sefer de gülmeyeceğini düşünüyorduk bir aksilik çıkar diyorduk annemle ikimiz ama Yüce Rabbim bu sefer bizi gülümsetmek istemişti.

Diğer telefon görüşmemizde anneme kitabın kapağını bile seçtiğimi söylediğimde bu sefer aldığım tepki her şeyden daha güzeldi.

"O sarmaş dolaş kapaklardan olmayacak dimi kızım adamla kadın birbirinden biraz uzak dursunlar ve giyinik olsunlar." Gibilerinden birkaç cümle kurdu doğrusu benim dediklerim biraz yumuşatılmış halleri. Karadeniz mizacını bilenler beni anlamışlardır diye düşünüyorum :D 

Şimdi her şey güzel gidiyor ve annemle her zaman ki komik konuşmalarımıza devam ediyoruz.

Yani demem o ki inanırsanız ve yanınızda güzel insanlar varsa hiçbir şey imkansız değildir...